Pazartesi, Haziran 01, 2009

BOREAS

Boreas, Yunan mitolojisinde
kuzeydoğudan esen Poyraz'ın kişileştirilmiş adı.
Şafak tanrıçası Eos ve Astaraous'un oğlu.
Trakyada oturduğu varsayılan Boreas,
Notus, zep hyrus, eurus ,eosphoros,esperusun kardeşi.


Soğuk esen Poyraz, tüm Kuzey Ege
başta olmak üzere özellikle Çanakkale
ve İstanbul Boğazlarında
en fazla etkili olan rüzgar olduğu için
mitolojide en önemli rüzgar tanrısıdır.

Çanakkale'de geceleri gökyüzü, sim ile işlenmiş bir siyah kadife kaftandır.
İnsan, kolunu yukarı kaldırdığında sanki eli bir yıldız denizine dalar; parmakları Büyük Ayı'ya, Venüs'e, Andromeda'ya dokunur.
Çanakkale'nin şarap rengi denizi hırçındır, öfkelidir, şehvetlidir. Yunuslar kıkırdar, sardalyeler yelkovan kuşu gibi uçar orada. 'Gel buraya, ' der dalgalar, 'gel buluşalım, gel kavuşalım, gel açılalım.
' Çanakkale rüzgârı öyle bir rüzgârdır ki, esti mi eser... coştu mu coşar... katar önüne o koca kanatlı bulutları, savurur da savurur...
Çınarların, meşelerin, dutların tarçın rengi yaprakları bir hazan seli olur, akar gider eriye eriye... Çanakkale'nin bir şarkısı vardır...
Çanakkale'nin bir kederi vardır...
Kederi kader, kaderi kederdir Çanakkale'nin.
O gecenin, o denizin, o rüzgârın, o şarkının, o kederin, o kaderin çocuğuydu Bedia.
Parmakları yıldızlara ulaştı, aşk uğruna buz gibi sulara daldı, bıraktı kendini rüzgara.
Sürüklendi, sürüklendi... Çanakkale'den Selanik'e, Selanik'ten Auschwitz'e, Auschwitz'den Londra'ya, Londra'dan İstanbul'a ve daha bin bir diyara...
Onun rüzgârının adı aşktı ve Bedia hep rüzgâra karşı kemanını çaldı...
Belki de Bedia, hiç keman çalmamalıydı...
(Tanıtım Yazısı'ndan)


Geç olur hep biliyorum,
Solmaz Kamuran'ın kitaplarını okuduğumda
hep sanki okumakta geç kaldım
hissi uyanıyor ben de...

tanırsınız canım Solmaz Kamuran'ı...
hani geçtiğimiz yıllarda herkesin elinden düşürmediği
yazın plajlarda kimi gördüysem elinde olan
safiye sultan serisi ve
erguvan güzeli romanlarının çevirisini yapmış olan,
ipek böceği cinayeti kitabını derleyen,
bir levrek iskeleti ve kiraze,minta adlı romanların yazarı,
çetin altanın karısı ve
asıl mesleği diş hekimliği olan kadın...


http://www.siyahkahve.com/index.php?cmd=7&textID=2349
ilk hikayesi için yukarıdaki linke tıklayın...

okuyun derim bu kitabı,
hiç sıkılmadan,su gibi akıp giden
bir roman...

2 yorum:

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

Bir kadın bir erkek bir levrek iskeleti var ben de.safiye Sultanları da okudum herkes gibi:)). Bak bunu da okuyacağım söz sana. Çok öptüm Dilaramm.

Not. Poyrazı çok severim. Soğuk soğuk eser ya bayılırım

beyaz gelincik dedi ki...

ben de
severim de,ama
çok susarım esince..