
Herkesin ‘gerçeği’ farklıdır
Tapınağın önünde oturan rahiplere
yağmurdan sırılsıklam olmuş bir oduncu gelir
ve ormanda tanık olduğu dehşet verici bir olayı anlatır.
O dönemin Japonya’sında benzerlerine çok sık rastlanan bir olay..
Ormanda eşiyle birlikte yolculuk yapan bir samuraya bir haydut saldırmıştır.
Önce samurayın gözleri önünde
karısına tecavüz etmiş sonra da
talihsiz adamı bir kılıç darbesiyle öldürmüştür.
Daha sonra kurulan bir tür halk mahkemesinde
olayın kahramanlarını karşımızda görürüz:
Tecavüze uğrayan kadın, haydut ve bir medyumun çağırmayı başardığı ölü samurayın ruhu!
Haydut kadına tecavüz ettiğini kabul eder.
Ama bunu oduncunun söylediği gibi
adamın gözleri önünde değil,
adamı öldürdükten sonra yapmıştır.
Kadın, kocasını, kendisini
hayduta verdiği için bizzat öldürdüğünü söyler.
Samuray ise karısının kendisini
haydutun kollarına atması
nedeniyle intihar ettiğini anlatır.
Kurosawa bu filminde herkesin gerçeğinin
kendine göre olduğunu anlatmaya çalışır.
Herkesin gerçeği farklıdır
ve insanlar tanık oldukları
hoşlanmadıkları olayları
unutmak eğilimindedirler.
Aynı olayın dört değişik açıdan anlatılması ve
yorumlanması birbirini tamamlar, bütünler..
O yağmurlu günde Kyoto ormanlarında
gerçekte ne olduğunu anlamak için
gerçeğin bütün boyutlarını bilmemize ihtiyaç vardır...
Günümüzde yaşanan olaylara bakarak
kendi gerçeğimiz nasıl bulabiliriz...
Gerçeğin peşinde
Peki ama hangisi gerçek?
Ve gerçek nedir?
Tanıkların hepsi mahkemede
farklı hikayeler anlatmaktadır ve bu konudaki bilgimiz giderek artmaktadır.
Buna rağmen iş hiç de kolay değildir.
Aslında mahkeme heyetinden
görünen pek kimse de yoktur ortada,
tanıklar kameraya konuşur
yani bir yönden yargılayıcılar, izleyicilerdir.
Ancak kime inanmalıyız, o yine de meçhuldür.
Aynı olay bu kadar farklı mı anlatılır?
İnsanlar neden yalan söylerler?
Kötü oldukları için mi?
Hayal güçleri nedeniyle mi,
belleklerinin zayıflığı nedeniyle mi?
Hangisi?
Pek çok kişi Kurosawa'nın filminde
gerçeğin göreliliğini öne çıkarttığını savunmaktadır ve bu doğrudur.
Ama bundan biraz daha fazlası bize insan doğası ve
gereksinimlerine ilişkin göz kırpmaktadır.
O da olayları algılama, yorumlama ve
bilişler aracılığıyla yeniden yapılandırma gereksinimidir.
Bildiklerimiz mi biziz, yoksa bizler mi biliriz.
Hiçbir şey göründüğü gibi değil ,
bunu öğreniriz...
filmin başından sonuna kadar
süren yağmurla ilgili bir bilgiyi aktaralım...
Filmdeki yağmur siyah bir mürekkep aracılığı ile
boyanıp bir ton kazandırılarak çekilebilmiştir.
Çünkü o zaman kullanılan
kameraların lensleri saf sudan oluşan
yağmur görüntüsünü yakalayamamaktadır.
Kısaca, hiçbir şey göründüğü gibi değilmiş...