aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Mart 31, 2012

sınav

“Ben bir zaman kaybıyım, beni boşver hocam!
Düşlerimden geçenleri kitaplarda bulamicam
Hangi deniz nereye dökülüyor bana ne
Ben içimde boğulurken
Hala aşkın olduğu bir yer varsa söyle; dokunulmazsam ölücem

Şu hayat bilgisi ne ağır dersmiş hocam
Düşündüm, kararlıyım;
Ben adam olamicam!
Madem her şey basit bi formül
Mutluluğu söylesin kimya!
Benim kimyam feci halde bozuldu;
Anlamsız geliyo bana dünya

Kendimi kendimden çıkartsam sıfır kalmaz
Bu matematik bizi kandırıyor hocam
Elde var sorular... gözyaşları... boş umutlar
Hesaplar tutmaz, tutmaz hocam!”





 Feridun Düzağaç şarkısı... Öğrencilere gelsin bu şarkının sözleri sınava girecek,geleceğini belirleyecek kargaşanın elemanları olan öğrencilere

Cuma, Şubat 12, 2010

bağlanmayacaksın

Sevgi emek ister,yürek ister,saygı ister,
aşk gibi değildir sevgi,
aslında haketmek gerekir sevgiyi...
aşk ise sorgulanmaz,
yaşanır gider,kimyası farklıdır çünkü.


Can Yücel’in “Bağlanmayacaksın”
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam" demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim" diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...

Pazartesi, Haziran 01, 2009

BOREAS

Boreas, Yunan mitolojisinde
kuzeydoğudan esen Poyraz'ın kişileştirilmiş adı.
Şafak tanrıçası Eos ve Astaraous'un oğlu.
Trakyada oturduğu varsayılan Boreas,
Notus, zep hyrus, eurus ,eosphoros,esperusun kardeşi.


Soğuk esen Poyraz, tüm Kuzey Ege
başta olmak üzere özellikle Çanakkale
ve İstanbul Boğazlarında
en fazla etkili olan rüzgar olduğu için
mitolojide en önemli rüzgar tanrısıdır.

Çanakkale'de geceleri gökyüzü, sim ile işlenmiş bir siyah kadife kaftandır.
İnsan, kolunu yukarı kaldırdığında sanki eli bir yıldız denizine dalar; parmakları Büyük Ayı'ya, Venüs'e, Andromeda'ya dokunur.
Çanakkale'nin şarap rengi denizi hırçındır, öfkelidir, şehvetlidir. Yunuslar kıkırdar, sardalyeler yelkovan kuşu gibi uçar orada. 'Gel buraya, ' der dalgalar, 'gel buluşalım, gel kavuşalım, gel açılalım.
' Çanakkale rüzgârı öyle bir rüzgârdır ki, esti mi eser... coştu mu coşar... katar önüne o koca kanatlı bulutları, savurur da savurur...
Çınarların, meşelerin, dutların tarçın rengi yaprakları bir hazan seli olur, akar gider eriye eriye... Çanakkale'nin bir şarkısı vardır...
Çanakkale'nin bir kederi vardır...
Kederi kader, kaderi kederdir Çanakkale'nin.
O gecenin, o denizin, o rüzgârın, o şarkının, o kederin, o kaderin çocuğuydu Bedia.
Parmakları yıldızlara ulaştı, aşk uğruna buz gibi sulara daldı, bıraktı kendini rüzgara.
Sürüklendi, sürüklendi... Çanakkale'den Selanik'e, Selanik'ten Auschwitz'e, Auschwitz'den Londra'ya, Londra'dan İstanbul'a ve daha bin bir diyara...
Onun rüzgârının adı aşktı ve Bedia hep rüzgâra karşı kemanını çaldı...
Belki de Bedia, hiç keman çalmamalıydı...
(Tanıtım Yazısı'ndan)


Geç olur hep biliyorum,
Solmaz Kamuran'ın kitaplarını okuduğumda
hep sanki okumakta geç kaldım
hissi uyanıyor ben de...

tanırsınız canım Solmaz Kamuran'ı...
hani geçtiğimiz yıllarda herkesin elinden düşürmediği
yazın plajlarda kimi gördüysem elinde olan
safiye sultan serisi ve
erguvan güzeli romanlarının çevirisini yapmış olan,
ipek böceği cinayeti kitabını derleyen,
bir levrek iskeleti ve kiraze,minta adlı romanların yazarı,
çetin altanın karısı ve
asıl mesleği diş hekimliği olan kadın...


http://www.siyahkahve.com/index.php?cmd=7&textID=2349
ilk hikayesi için yukarıdaki linke tıklayın...

okuyun derim bu kitabı,
hiç sıkılmadan,su gibi akıp giden
bir roman...

Pazar, Mart 22, 2009

ofelya


Ne aptalmışım da

bir köylü kızı kadar özgür ve

bir kralın kızı kadar değerli olduğumu düşünmüşüm!

Ormanın derinliklerine baktım ve ‘Bu ilişkinin kaderi kötü yazılmış.
Ne sana, ne de bana faydası olacak,’ dedim acı içinde.
Hamlet’in içini çektiğini duydum.

Yoksa duraksayan ateşin üstüne mi üflemişti?

Arkamda durup omuzlarıma dokunduğunu hissettim.

Beni kendisine çevirdi ve yüz yüze geldiğimizde sıcacık öptü.
Dudaklarının dokunuşu korkularımı silip götürüyordu adeta.

Elsinore’un Hamlet için,

tıpkı benim için olduğu gibi,

altın yaldızlı bir kafes olduğunu anladım.
“Bu ormanda ve kulübelerde kıskanç gözler,

eleştiren diller, dedikodu veya yalan yok,’ dedim.

‘Öyleyse bırak, hep burada kalalım

ve birbirimize sadece basit gerçekleri söyleyelim.

’ İsteğimin işe yaramayacağını bilerek yanağımı Hamlet’in ceketinin sert, gösterişsiz omzuna dayadım.”


Hamlet'i tanırsınız ,

'Olmak ya da olmamak' meşhur sözüdür.

Peki Ofelya'yı hatırladınız mı?

Hamlet'in sevgilisi Ofelya.

bu kitapta Hamlet'in öyküsünü

Ofelya'nın ağzından okudum...
William Shakespeare'in yazmış olduğundan farklı bir şekilde...

Annesini doğar doğmaz kaybetmiş olan Ofelya'nın

tek sahip olduğu şey babası Polonius ve sevgili ağabeyi Laertes'tir.

Ancak babasının hırsları yüzünden

küçük yaşında ,Ofelya saraya gelir ve

kraliçe Gertrude'un gözdesi olur.

Eğitmeni Elnora'dan çok şey öğrenen Ofelya,

sarayda göze çarpan bir karakter olur ve

Danimarka prensi Hamlet'in ilgisini çekmesi

çok uzun sürmez.

İki genç aralarındaki ilişkinin onaylanmayacağını

bildikleri halde aşklarını dolu dizgin yaşarlar.

Ancak Hamlet'in babasının öldürülmesi ve

annesinin amcasıyla evlenmesi onu delilik sınırlarına getirir...

kral babasının bir cinayete kurban gittiğine inanan Hamlet,

yavaş yavaş akıl sağlığını kaybetmeye başlar.

Ofelya'nın Hamlet'in durumu ve

saraydaki kaostan ötürü bir seçim yapması gerekmektedir.

Ya kaçıp hayatını kurtaracak ya da

canını tehlikeye atma pahasına sarayda kalacaktır.

Ofelya'nın tek destekçisi ise Hamlet'in can dostu Horatio'dur.

Ofelya'yı uygulaması gereken çok ölümcül bir plan beklemektedir...

pek çok kitaba ilham kaynağı olan Hamlet,

Lisa Klein'ın kaleminden yeniden hayat buluyor.

Lisa Klein'ın Hamlet yorumu alışık olduğumuz bir tarzda değil...

Klein'ın Ofelya'sı Shakespeare'ninkinden çok daha dinamik ve güçlü ...

Aşk, komplo, tehlike, umutsuzluk ve umut, aldatma, cinayet, delilik ve gizem...

Pazartesi, Mart 02, 2009

yorgun mayıs kısrakları




Okumuşsunuzdur ya da
izlemişsinizdir sanırım
dört cadının programında,
aynı apartmanda büyümüş
iki arkadaşın günümüzde hayatta durdukları
yeri anlatan belgesel filmin tanıtımını...
5.katın sahibi yasemin Alkaya'nın


“Yaşam Arsızı”... filmi


Ankaralı konsomatris Elif Çağlayan’ın hayatı.
Yönetmen koltuğunda ise Elif Çağlayan’ın
çocukluk arkadaşı Yasemin Alkaya var.
İnsana “kader” denilen şeye yeniden inandıran ve
aile kavramını sorgulayan
acayip bir hikâye.



Ey kari,
ülkemiz ne kadar
renkli, dinamik , heyecanlı
sıkılmaya vakit bulamaz insan
hergün yeni bir gündem çünkü...
opera sanatçısı kadın ,
ölünce neler gündeme geldi,
mahkemelerde cesaretle,
ben ona aşıktım diyen bir kadının
yerine,
kocasını Bitlis'e göndermek istemeyen
kadının ,
ona ; sen arka odaya geç demesi
ve operacının yerini alması...




“Lacivert gözlü bir kadındı.
Bir kere Maçka’da gördüm.
Bir haziran günü güneşin en yoğun olduğu saatte gökyüzü ne kadar maviyse gözleri o kadar mavileşiyor,
gece bastığı zaman ne kadar lacivert olursa o kadar lacivert oluyordu.
Çok güzeldi.
Hafif göğüs çatalı göstermeye meraklıydı.
Seksi görünen bir kadın havasından çok
sakin görünen bir şehvet fırtınasıydı.
Çok güzel omuzları vardı.”

yılmaz karakoyunlu
böyle anlatıyor o zamanki
istanbul emniyet müdürünün eşini...
kadınlar sanatçı,
biri opera
diğeri edebiyatçı,kitaplar yazmış daha 17 yaşında...
ve Türk Sagan'ı olarak adlandırılıyor,
anne polonyalı, baba türk
dame de sionu bitirmiş...


Yılmaz Karakoyunlu'nun 'Yorgun Mayıs Kısrakları' kitabında,


Yahya Kemal,


Nazım Hikmet ve


Adnan Menderes'in evli kadınlarla yaşadığı ilşkilere yer verdi,

belki filmini de yaparlar...


ey okur...

sahi güz sancısını gördünüz mü?

Çarşamba, Ocak 28, 2009

cem adrian


Aşkın en acı halini anlatıyor Emir adlı yeni albümünde,
6.5 oktavlık sese sahip Cem Adrian...
"Aşk Bu Gece Şehri Terk Etti" şarkım bir acapella. ve koro var şarkıda. O koroyu da ben kendi sesimi değişik kanallardan kaydederek bir koro oluşturdum. Yani kendime 134 kez vokal yapmış oldum.

Anladım...
Her şey bitiyor...
Her seferinde yine aşk kaybediyor bizi...
Anladım...
Herkes gidiyor...
Her seferinde yine çok acıtıyor bizi...
Gözlerine bir bak...
Nasıl da parlak...
Beni uğurlarken yine yüzüme böyle bak...
Gözlerime bir bak...
Nasıl da ıslak...
Bana hoşçakal derken onlara iyi bak...
Ağlamadan...
Ağlatmadan...
Gitmelisin...
Şimdi buradan...
Yağmurlardan...
Rüzgârlardan...
Hesap sor bu...
Sokaklardan...
Sevgilim…
Sevgilim…
Anladım...
Her şey bitiyor...
Her seferinde yine aşk kaybediyor bizi...
Anladım...
Herkes gidiyor...
Her seferinde yine çok acıtıyor bizi...
Gözlerine bir bak...
Nasıl da parlak...
Beni uğurlarken yine yüzüme böyle bak...
Ellerine bir bak...
Nasıl da ufak...
Bana hoşçakal derken onlara iyi bak...
Ağlamadan...
Ağlatmadan...
Gitmelisin...
Şimdi buradan...
Yağmurlardan...
Rüzgârlardan...
Hesap sor bu...
Sokaklardan...
Sokaklardan...
Sevgilim..



Söz, Müzik, Aranje : Cem Adrian Düet : Pamela Spence Davul : Çağlar Yürüt